24 Aralık 2011 Cumartesi

Sırf Sen Varsın...

               Sırf sen varsın hayatımda, aklımın kapıları açılmamış o kimsesiz odalarında... İkansız sandığım
aşklarda buldum kendimi, imkan sınırlarını zorlarken... Ve nedense kendimi aptal konumunda görüyorum, aynaya her baktığımda... Sana ulaşmanın imkansız olduğunu bildiğim halde seni her saniye düşündüğümden dolayı...

               Bana ve sana acı veriyor biliyorum bu ilişki...
               Nasıl vermesin, sen başkasının kollarında sabahlarken, ben gözleri yine kan çanağına dönmüş güneşin bulutların arasından göğe yükselişini izliyorum... Yine sabah ezanlarını uykusuz üzerime okutuyorum... Bilgisayarın başında seni düşünmemek için sabahlara kadar film izleme telaşında buluyorum kendimi...

               Sense bir başkasının kadını olduğunu unutmuş gibi yersiz bir kıskançlık örneği sergiliyorsun bana karşı... Çık gel demiştim zamanında sana bir çok şeyi arkanda bırak ve benim yanımda ol... Sabahları gözümü açtığımda seni karşımda bulayım demiştim... Sade bile olsa bir tebessümle uyanayım demiştim... Gözlerinin içine bakıp kadınım yanımda diye içten içe sevineyim demiştim... Oysa sen benim uğruma bazı şeylerden vaz geçmeyi göze alamadığın gibi ben halen seni düşündüğüm şu günlerde bile olur olmadık düşüncelere kapılarak beni kıskanıyor ve senin hayalinle mutlu olurken ben onu bile bana çok görüyorsun...

               Aslında sen haklısın hata bende, evli bir kadına nasıl gönül verdim... Neden sende diğerleri gibi gelip geçici olmadın, geldin ve yüreğimin ortasında konakladın ve kaldın...

               İnkar etmiyorum seni seviyorum ama yanımda olmayacaksın bunuda biliyorum... Anlamadığın ve anlamak istemediğin ise yanımda olmasanda... Sana sarılıp doyamasamda kalbimde, yüreğimde

               SIRF SEN VARSIN ve de hep öyle kalacaksın...

17 Aralık 2011 Cumartesi

Vatan Sağolsun...

              Nerden geldi aklına bu saatte vatan sevgisi demeyin... Çünkü aklımızdan biran dahi çıkmaması lazım bu duygunun...

              Yine ezanı üzerime okuttuğum bu gecenin sabahında, öyle bir film izledimki moralim yerine gelsin derken ülkenin halini durumunu anlatan bir film çekmişler de haberim yokmuş... Bu nasıl bir anlatım tarzıdır, bu nasıl fevkalade sahnelerdir... İzlediğim için çok memnun olduğum bir film... Her ne kadar da hayal kırıklığına uğradığımı düşünsemde yanıldığımın farkına vardım... Duygulandıran bir film, her sahnesi ile muhteşemdi tabi bu benim düşüncem ve benim kararım... Ben sadece sizlere tavsiye ederim ve izlemenizi dilerim, beğenirsiniz yada beğenmezsiniz o size kalmış...

              İnsanların nasıl bir düşünce yapısı var diye düşünmeden duramıyor insan... Birlik, beraberlik, kardeşlik içinde yaşamak varken nedir bu vatanı bölme hevesi, bölme düşüncesi... Hainliğin taa kendisi değilmidir, ekmek yediği çanağa işemek... Köpek bile bu kadar alçalmamıştır benim gözümde... Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Zaza diye ayrım yapmam yapamam hakkımda değil... Bedenimdeki kan aynı TÜRKİYE CUMHURİYETİ gibi hem türk kanı var hemde kürt kanı ve bununla da aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinde yaşamaktan da gurur duyuyorum... Yanı sıra Müslüman olarak nefes almayıda şeref sayıyorum...

              Nedir bu diye düşünüyorum ey be kardeşim müslümansan eğer hangi müslüman, din kardeşine silah çekmiştir... Hangi kitapta yazıyor, hangi kitapta masum gencecik delikanlıları şehit etmek şeref sayılıyor... Anlamıyorum ben sizi anlayamıyorum... Hadi dedik müslüman değilsin gayr-i müslimsin... İnsanda mı değilsin? İnsanlıkmıdır küçücük yaştaki bebeleri öksüz yetim bırakmak... Gencecik evlatları kara toprağın bağrına atmak... Gencecik gelinleri dul bırakmak... Kardeşi kardeşe kırdırmak söyleyin bana İNSANLIKmıdır?

              Neyi paylaşamıyorsun ne istedinde vermedi bu devlet, bu millet sana söyle allah aşkına... Biz zulüm gördük, biz ezildik, biz can keybettik diyeceksiniz ama karşıdan yani bizden kimse mi işkence görmedi, bizden kimse mi zulüm görmedi, bizden kimse mi şehit düşmedi...

              Anlamadığınız ve anlamak istemediğiniz yani kısacası işinize gelmeyen olay sanırım bu, adamlar bizi öyle yada böyle davalarla birbirimize kırdırıyorlar...

Halen mi ders almadınız?
Halen mi anlamadınız?

              Bir zamanlar sağcı, solcu diyerekten kardeşi kardeşe kırdırdılar... Sonra nerden çıktıysa komünist diyerekten kardeşi kardeşe kırdırdılar... Sonra baktılar oda bitti Türk-Kürt ayrımını çıkardılar... Binlerce yıldır bölemedikleri bu vatanı bu milleti böyle bir hainlikle bölmeyi düşünüyorlar... Sanırım ki artık buda yenmiyor bir ayrım daha çıkarıyorlar karşımıza alevi-sünni diye... Ya kardeşim ikisi de müslüman değilmi sonuçta... Daha neyin ayrımı bu? Daha neyin sıkıntısı bu? Yarın bir gün karşımıza meshep ayrımını çıkaracaklar halen anlamıyormusunuz?

              Bu vatan topraklarının üzerinde insanlar bir rahat nefes almasın diye, göz yaşı dinmesin diye, acılar bitmesin diye; sen koyun oldukca daha çok ayrım çıkarılacak... Kanma! İnanma! Aldanma! Aklın var düşün! Kimsenin sözüyle hareket etme!... Düşün Allah aşkına düşün, kaç bin şehit verdik bu uğurda, kaç can gitti sizin için bu boş hayalde...

              Neden boş?
              Sanırmısınız ki biz bu vatandan vaz geçeriz ve birilerinin eline kalmasına izin veririz... Binlerce şehit versekte yine VATAN SAĞOLSUN sözünden vaz geçmeyiz... Rabbim şehitlerimizin mekanı nı cennet eylesin (amin)... Şehitlerimin, şehitlerimizin bak bizimkinin adı var ŞEHİT... Ölünce sarılacak bir bayrağı defnedilecek bir toprağı var... Ya siz bu vatanı bu bayrağı kabul etmediğiniz sürece ölünüzün adı LEŞ... Arkasında duranın adı KALLEŞ olacak... Ölünce sedece bir beyaz bez parçasına sarılacak... Allahtan dileğim toprakta kabul etmesin... Bu kadar masumun ahını alanların leşini Rabbim topraklara sığdırmasın, toprak o pislikleri kabul etmesin (amin)...
video


     Kusura bakmayın bu konuda yaralı biri olarak sözüm uzadı izlediğim filmin adını söyleyeyimde bitireyim... DELİ DUMRUL: HOP DEDİK...

     Bence mutlaka izleyin...

     Yukarıdaki video filmdeki bir sahnede söylenilen türkü...

16 Aralık 2011 Cuma

Ne baba bee... ALLAH'ına kurban senin ...

              Ömrümün yarısı yaptığım yanlışlarla ve bu yanlışların sebeblerini düşünmekle geçti... 
             

              Ben kendi yolumda ilerlemeyi planlarken hep nedendir bilinmez bir ton sorunla karşılaştım ilerlemeye çalıştığım yollar boyunca... Aldığım kararlardan dolayı yakınlarımdan aldığım eleştiriler bazende ters tavırlar ''lan ne oluyor bana. neden böyle söylüyorlar'' gibilerinden düşüncelere yöneltiyor beni... Bazende düşünüyorum acaba kıskandıklarından dolayımı diye...

              Yalan yok ömrümün hemen hemen her evresinde kıskanıldığım bir durumum olmuştur... Yakışıklı, yada zengin biri değilim bunlardan dolayı kıskanılmadım elbette... Kıskanıldığım konu devamlı doğru kararlar almam ve rabbimin bana bu kararları aldığım zaman ''yürü bee kulum'' dediğini bilmemden kaynaklanıyor...

          -Çok düzgün dostlarım oldu bundan dolayı kıskanıldım...
          -Okuma kararı aldım yakın çevremce kıskanıldım...
          -Doğru ve dürüst biri olmayı, verdiğim sözden dönmemeyi prensip edindim ve kıskanıldım...

              Acaba benmi yanlış yapıyorum bilinmez ama kıskanıldım ve bu durumdan dolayı ya eleştiriler aldım yada olumsuz heves kırıcı tavırlar gördüm... Bir gerçekte varki ömrümün hiç bir evresinde aldığım karardan dönmedim... Neyi planladıysam onun uğrunda ilerledim, ne karar aldıysam bedeli ne olursa olsun arkasında durdum...

              Söylemiştim işten kovuldum diye, borç zaten gırtlağa dayandı... Hiç bir zaman için paraya değer veren bir insan olmadım. Cebimde ne kadarım varsa o para benim gözümde arkadaşlarımla geçireceğim hoş zamanlar içindir... Belkide yanlışım budur, hiç bir zaman bir kenarıya para ayırma huyum olmadı... Bu günün yarınıda var diye düşünmedim... Borcun tavan yaptığı bu günlerde, bankanın ısrarcı kredi kartı borcu için aramasıda en sonunda babamı arayıp bir kerede olsa maddi yardım isteme kararı aldırdı bana...

          ( Neden bir kere diyorum... Çünkü; bir baba ile bir evlat arasında yaşanılmaması gereken olaylar yaşadık zamanında ve bu durumdan dolayı babamdan maddi destek beklemiyorum.)

              Nitekim düşündüğümü de yaptım ve utanarakta olsa babamı aradım... ''Len insan babasından para isterken, hemde öğrenci olduğu halde utanır mı?'' demeyin ben utanıyorum... Durumu mu özet bir şekilde geçtim ve babamın da maddi durumunun yerinde olduğunu bildiğim için lafı kısa keserek sıkıntımı söledim... ''Baba bankaya şu kadar borcum var, arkadaşlara bu kadar borcum var, ev kirası geçiyor veremedim'' diyerekten benim için çok ama babam için az olan bir mevla para talebinde bulundum... Tabi gerekirse borç olduğunu en kısa zaman da geri verebileceğimi söledim...

              Zaten konuşmasından az buçuk belliydi de borçta olsa, karşılıksızda olsa o parayı bana vermeyeceği... Belki borç dersem gönderir diye düşündüm... Maddi sıkıntım ilerlerse okulu bırakmam gerektiğini, bu şekilde ilerlemeyeceğini, hiç değilse bir iki dönem okula ara vereceğimi söledim...

              Ben bir baba olarak ''Evladım olur mu öyle şey? Sen okumak için elinden geleni yap, bende ne gerekiyorsa yapacağım'' demesini beklerken... Adam bana ''Hayat senin hayatın, durumun kötüyse eğer bence okulu bırak buraya gel hiç değilse kira ve geçim derdin olmaz... Yada kendine bir iş bul okuluna devam et'' dedi...

              Genelde okulu bırakma kararını çocuklar alır ve ailesi bu kararına karşı çıkar azarlar... Oysa ki benim durumuma bak, ömrümün her aşamasında yokluk çekmeyi bile göze alarak okumaya çalıştım... Tek derdim ömrümde en çok değer verdiğim bir insanın hayalini gerçekleştirmek ve o istedi diye okumaktı... Bu zamana kadar da elimden geldiğince bu insanın isteğini yerine getirdim... Her ne kadar da bu insan son 3 senedir bunu göremese de...

              Duyduğum sözler karşısında şaşırdığım epey belliydi ve bunu babam da anlamıştı... ki aynen şunları söledi: ''Oğlum burda hemen hemen her gün seni düşünüyorum. Bu çocuk orda ne yapıyor? Durumu nasıl acaba? Maddi sıkıntısı var mı?. Saglığı sıhhati yerinde mi? İnan ne yapacağımı bilmiyorum... Sen ne yapmam gerektiğini söyle hemen yapayım... Şunu da bilmen gerekir ki benimde durumum çok kötü, yoksa ben sana okulu bırak dermiyim ama dediğim gibi yapabileceğim bir şey yok...''

              Bir an duygulanmayı düşündüm bu sözler karşısında, elinden hiç bir şey gelmeyen çaresiz baba rolü vardı karşımda... Sonra düşündüm '' elimden bir şey gelmiyor, yoksa okulu bırak dermiyim sana'' diyen... Orta okul bittiğinde ''Oğlum liseyi okumanı istemiyorum, sende bir işe gir ve çalış'' diyen babam değilmiydi?... Ben okumak istediğim için kendi imkanlarımla liseye yazıldığım zaman harçlıkta vermeyen babam değilmiydi? Ben şimdi bu durumun neyine duygulanayım...

              Sonra telefonu neyse baba ben seni daha sonra ararım diyerek kapattım ve düşündüm... Benim kulağıma hiçte öyle gelmiyordu babamın maddi durumu, kardeşlerim naklen yayın yapıyorlardı bana... Amacı neydi bilmiyorum ama kendi bir nevi bolluk içinde yaşarken benim bu sefalettin içinde yaşamamı isteme sebebini anlamış değilim... El alemin evladı okulu okulun sıkıcı ve yorucu olduğu bahanesi ile okulu bırakmak ister ve gaddar babaları buna izin vermez... Çocuklarının bu işkenceyi çekmeleri için kızar, laf söyler ve hatta döverler ki tekrar okula gitsinler diye...

              Ama benim babama bak bee...
              Ne kadar duyarlı bir insan ve bir o kadar da halden anlıyor... Eminim sırf beni düşünerekten okulu bırak diyor...

NE BABA BEE...
ALLAH'INA KURBAN SENİN... :(

14 Aralık 2011 Çarşamba

sevmek ve yanlış tercihte bulunmak...

              Hiç iki arada bir derede kaldığınız olmu?

              Bazen ne yapmam gerektiğini şaşırıyorum yalan söylemeyim, beni seveni üzmekten kendimi alı koyamıyorum... Bir anlık heves uğruna ne sevdiğimi bildiğim nede beni sevdiğini düşündüğüm birinin peşinden koşturuyorum, harap düşene kadar...

              İstediğimi elde ediyormuyum peki?

              HAYIR...

              Oda olmuyor, belki peşinden koştuğum insanla öyle yada böyle bir birliktelik kuruyorum ama sonuç yine hüsran yine mağlup olmak... Aynen dediğim gibi mağlup olmak yani yenilmek, hayat karşısında yenilmek madara olmak, hayal kırıklığı yaşamak... Yine mutlu olamadım diye serzenişte bulunuyorum kendi kendime... Düşünüyorum sonra yine nerde hata yaptım...

              Sanki bütün ters giden ilişkilerimden bir hatamı bulmuşumda onu düzeltmişim gibi... Nedense sonuç hep aynı, yalnızlığımın sebebi hep aynı... O hayran olduğum insana bağlanamıyorum... Hep yanında bulunmak istediğim insandan nedense bir anda soğuyu veriyorum... Birlikte olmadan önceki bütün ilgimi, onu kazanınca kaybediyorum... İçimden gelmiyor onu aramak, onunla konuşmak, yüzünü görmek... Ne zaman yanıma gelse, ne kadar yanımda durur diye hesap yapıyorum... Nerdeyse gitmesi için yalvaracağım... Beni her telefon ile aramasında bir an önce kapatsam telaşı sarıyor beni... Boğuluyorum, bunalıyorum onunla geçen zamanda...

              Sonra yine olumsuz bir hareketimden dolayı kapı dışarı ediyor beni gönül evinden... Sokaklarla başbaşa kalıyorum yine en sonunda... Kimsesizleri oynuyorum sanki yeşilçam stüdyolarında... Yine tutunacak bir el arıyorum, yine sarılacak bir beden arıyorum sonra...

              Ama nedense göremiyorum hep yanı başımda olan güzelliği... Bana yıllar boyunca tahammül eden o narin kişiliği... Yada görmek istemiyorum korkumdan, sanki içimde bir his; onunla birlikte olursam ondan da sıkılacağımdan ve dostluğundan bile mahrum kalacağımdan korkuyorum... Çünkü: biliyorum ne zaman yalnız kalsam o hep yanımda farkındayım bunun... Sanki benden bir kelime bekliyorum... BENİMLE OL! Kabul edeceği her halinden belli...

              Ama diyorum ya ikilemde kalıyorum, kaybetmekten korkuyorum, yine yeni bir yanlış tercihte bulunacağım diye çekiniyorum... Emin olduğum bir gerçek var ne yaparsam yapayım, ne kadar yanlış tercihte bulurnursam bulunayım, evli olmana rağmen seni seviyorum.... Ama korkuyorum yanıma gelmenden, korkuyorum hata yapmaktan... Seni üzmekten korkuyorum... Arkanda bırakacağın o kadar şeyi bende bulamayacağından korkuyorum...

              Yalan da olsa söylediklerinde haklılık payı var bunu sende bende biliyoruz... Sen evlisin ve birlikte olmamız zor, aramızdaki bu aşk denilen varlık hep içimizde yanan bir kor olarak kalacak... Yan yana olmamız mümkün değil, yeni birini bulmam lazım benim... Bir başkası ile olmam lazım ki seni unutabileyim... Ama sende gördün denedim, sırf sen benden soğuyasın bende seni unutayım diye yeni biriyle olmaya çalıştım... Ve bu birlikteliğimi sen göresin ve bilesin diye enim konum herkesle paylaştım...

              Ama sende bende bundan etkilenmedik... Sen bu olaydan dolayı benden nefret etmedin, bende bu olaydan dolayı seni unutupta gidemedim... Sonuç yine hüsran ve yine ahını aldığım bir başka kızcağız... Seni seviyorum kelimeleri ile kandırdığım, ve bir o kadarda inandırdığım... Ailesine benden bahsettirdiğim bir kız... Sonuç yapamıyorum, seninle olmuyor, bir başkası aklımdan çıkmıyor sözüyle bitirdiğim ve karşılığında duymak zorunda kaldığım bir ton beddua...

              Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum...

              Keşke seni taa en başında tanımasaydım diyorum, seninle keşke karşılaşmasaydım ve konuşmasaydım diyorum... Evli olduğunu duyduğum an senden soğusaydım ve birlikte olmayacağımızın farkına varsaydım diyorum... Lanet ediyorum kendime, yine bir ah alacağım farkındayım... Bu sefer sen bana beddua edeceksin yuvamı bıraktım beni seviyorsun diye sana geldim ama sen beni sevmiyorsun diyeceğini sanki duyuyorum...

              Bu sözleri her işitmemde kendimden iğreniyorum... Bu zamana kadar aldığım ahlar değilmi? Benim hayatımı böyle maaf eden... Beddualar değilmi? Hayatımın anasını s.ken... Bütün bunlar sebeb değilmi? Tek amacımın aldığım beddualar karşısında kızlardan dua kazanmaya çalışmam... Onların hepsine elimden geldiğince yardımda bulunmaya bir abilik, bir kardeşlik yapmaya çalışmam...

              SEVİM olmayacak biliyorum seninle... Sonunda ikimizde bu sevdadan dolayı acı çekeceğiz biliyorum... İkimizde boynumuz bükük ayrılacağız birbirimizden... Ama dediğim gibi sensiz yapamadım ben, sesini duymadan yapamadım... Sana aşkım, canım, sevgilim demek varken, bir başkasına bu sözleri söyleyemedim ben... Olmadı yani beceremedim...

              HÜLDA ne olursun affet beni... Karşına geçip af dileyecek yüzüm yok farkındayım... Pişmanım seni üzdüğüm için ne olur affet beni..... 

                                                                                                     ....AFFET....

13 Aralık 2011 Salı

ETME!!!

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme...
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, Etme...
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, Etme...

Çalma bizi bizden gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, Etme...
Ey ay! felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun, Etme...

Ey! makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, Etme...
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, Etme...

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, Etme...
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, Etme...

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, Etme...
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, Etme…

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun, Etme...
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, Etme...

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, Etme!!!

                                                          ( Mevlana CELALEDDİN RUMİ )

Aşk...

          Kimi zaman arayıpta bulamadığımız ve kimi zamanda aniden karşımıza çıkan...
          Söz ağızdan çıkmışken, bizi sözümüzden alı koyan....
          Varlığı ile de yokluğu ile de hem sevindiren hem ağlatan....
          Aşk insanı yaşaması için ayakta tutan...
          Lal'ın bile dile gelesi olur onun karşısında...
          Amaa olan görmesede varlığından haberdardır her an...
          Yokluğunda acı çekiyorsan varlığındadır derman...
          Aşk'tır insanı güldüren ve ağlatan...

              Sözüm meclisten dışarı olmadı hiç bir zaman, isteyen üstüne alınsın isteyen alınmasın... Aşk'ın değerini kaybedince anlayacaksan eğer benden tavsiye üstüne alın... Aynanın karşısına geç ve düşün değmezmi onun için...

              Onun için sabahlara kadar uykusuz kalmalar değmezmi...
              Kavuşmak pahasına döktüğün göz yaşları değmezmi...
              Köşe başlarında bir an olsun görebilmek için beklediğine değmezmi...
              Dört duvar arasında yalnızlıkla başbaşayken kurduğun hayallere değmezmi....
              Etrafındaki insanlara onun ismiyle hitap ederken alay konusu olmaya değmezmi....
              Aptal aşık derken seni kastettiklerinde utanmana değmezmi...
              Sana bir içten bakması için karşısında saatlerce ona bakmaya değmezmi...
              Başını yastığa koyduğunda tavanda onun yüzünü görmene değmezmi...
              İçtiğin siğaralara, çektiğin onca gönül acısına değmezmi...
              Sabah erkenden evden çıkmana, gece gec saatte dönmene değmezmi...
              Söyleyin sıcak bir gülümsemesi için ölmeye değmezmi...

              Bu konu hakkında  kim ne söyler bilemem ama benim için hepsine değerdi. Gözlerinin içindeki mutluluğu birlikte yaşamak için ömrümden ömür alsalar sesimi çıkarmazdım. Yalnızlığı bana yoldaş etseler, bir tek seni seviyorum kelimesini duymak isterdim. ''O'' uyurken baş ucunda sabaha kadar onu izlemeyi ve bir an içinde olsa gözlerimi kırpmama pahasına başında put kesilmeyi isterdim. Ağlamaması için eğlenmesi için kalbimi söküp ellerine vermek isterdim. Kaybetmenin bu kadar zor olduğunu bilseydim, kazanabilmek için hayatımı feda ederdim.

12 Aralık 2011 Pazartesi

SEX'Mİ?... O DA NE?

        -SEX'mi?
        -O da ne?
        -Yeniliyor mu?

              Yok be güzelim yenilmiyor artık vede böyle gittiği sürece yenilmeyecekte... Dünyadan haberi yokmuş gibi davranıpta saman altından su yürütenlerin bu tür haberim yok davranışları insanlarda gınaa getirir oldu her ne kadarda kendilerinin bundan haberi olmasa da...

              Yabancılaştırmaya çalıştıkları olay insan doğasının bir parçası oysaki ve insanlara kötü birşeymiş gibi yasaklayıcı tavırlarıda cabası...

              Ben kalkın ve sevgilinizle flört ettiğiniz kişi ile SEX için kolları sıvayın demiyorum ama yasaklarında istekleri doğurduğunu çok iyi biliyorum... Yasaklama yerine daha bilinçli bir şekilde yüzeyselde olsa anlatılması ve ergenlik dönemindeki gençleri bilgilendirilmeli diye düşünüyorum...

              Nitekim o kadar karalıyoruz ve ayıplıyoruzki SEX ve türevi terimleri ama birde bakıyorsunki ilk okul çağındaki çocukların ağızlarına pelesenk olmuş ağabeylerinden, babalarından duydukları analı avratlı küfürler.... Ebe kardeşim sen daha neyi kötülüyorsun yada sen üzerine düşeni hakkıyla yaptında bu çocukların hali nedir böyle hiç sormuyormusun kendine?

              Nikahı bile zinayı (SEX'i) meşrulaştırmak için kullandığın bu zamanda daha neyi saklamaya çalışıyorsun, konuşmaya kalksan bu konudaki bilgisiyle senden oldukca yüksekte olan sab-i süpyandan...    
              Gerekeni anlatman gerekirken, SEX'in insan oğlu için ne derece önemli olduğunu ve ama en büyük amacının üremek olduğunu söylemen gerekirken nedir bu yasaklayıcı ve ayıplayıcı tavırların...

              Yada var sayalımki öyle... Ki bende buna katılıyorum belli bir yaşa gelene kadar bu konularda bilgisinin sadece leyleklerden ibaret olmasını isterken televizyonlarda gayr-i meşru ilişkilerin bol bol olduğu dizilerin reyting yapma sebebini bana söylermisiniz...

-Fatma gül'ün suçunun o saatte dışarıda gezmek olduğunu bildiğin halde izlemen...
-İffetin sanki Müşde Ar'ın filmini izlemiş gibi kafasını arabanın camından içeri sokmasını izlemen...
-Behlül'ün amcasına bölümler boyunca boynuz takım gezdirmesini izlemen...
yetmiyormu?

              Kimin elinin kimin cebinde olduğunu bilmediğin halde buram buram SEX kokan dizilerin reyting yapmasının sebebi benmiyim... Yada bu dizileri aksatmadan sanki 3 ögün yemek yercesine saati saati izlediği halde çocukların ve gençlerin bu konudaki meraklı sorularına azarlarcasına cevap veren ve bir daha böyle sorular sormaması için kızan benmiyim...

-Dediğim gibi ''yenmiyor artık bu sözleriniz ve bu dönme dolaplığınız''...

              Size SEX hakkında soru soran genç'i azarlarken, komşunun kızı sokağa çıktığı zaman kalcasını izlediğiniz ve o kalçayı düşünerek banyoda geçirdiğiniz saatler yetmedi mi? Komşunun karısını her gördüğünüzde iç çekmelerinizin sesi taaa karşıki köyden duyulmaya başlandı, kendinize gelin artık lütfen...

              O kadar ayıpladığınız halde kıyak bir anınıza denk gelip anlattığınız ''o'' iğrenç hikayeler değilmi, genç yaşta içeri tecavüzden giren gençlerin sebebi... Bunlar değil mi? ''O'' masum kızların tecavüze ugrayıpta kafalarını kaldıramadan gezmelerinin sebebi...

              Ey be insafsız elini vicdanına koy ve söle hiç anlatmadın mı şimdi? Gençliğinde aşağı mahalledeki bilmem kimin kızını apartmanın merdiven dairesinde nasıl götürdüğünü ve bunu övüne övüne senden yaşca çok çok küçük çocuklara?
              Sen değilmiydin sanki dünyadaki en büyük zevk SEX miş gibi bahseden o gençlere...

              Sen bu gençlikten daha ne bekliyorsunki, okuyup devletine milletine hayırlı bir birey olmasını mı? Geç bunu geç kardeşim... O gencin halini ben tahmin edebiliyorum, yarın bir köşe başında ablası yaşında ve/veya kardeşi yaşındaki kızların göğüslerine bakacak yada kalçasının kıvrımları ile ilgilenecek...

              Tekrar söylüyorum yasaklamakla olmaz bu iş kardeşim yada dövmekle yada ayıplamakla... Anlat cesaretin varsa gerçeği hakikatı yada yüzeysel bir anlatım sergile... Sen ne kadar yasaklarsan o çocuk o kadar ilgi duyacak ve onun peşinden gidecektir...

              Söylüyorum şimdi varsa benden yaşça küçük olan ve halen merak eden kişiler...

              SEX genel özellikleri ile üremenin yolu ve yordamıdır... Tamam SEX esnasında insanların çoğunun aklına bile gelmeyecek kadar güzel tatlar duyulabilir ama bunu zamanı geldiği zaman eşin olan kişi ile yapman ve o kişi ile bu tadı tatman daha bir doyumsuz ve daha bir ayrıcalıklı olur... Aksi durumda evlenmeden önce flört zamanında her önüne gelen kişi ile yaptığın sürece tamam tat alacaksın almayacaksın demiyorum ama evlendikten sonra evlilik içerisinde sorunlara yol açacağının %90 garantisini ben veriyorum...
              Çünkü; evlenmek genelde aşık olduğun zaman gerçekleşir... Bir insan evlenmeye, birliktelik kurmaya aşık olduğu zaman, birini gerçekten sevdiği zaman gerçekleştirir... Evlenmeden öncede SEX deneyiminiz varsa eğer o hoşunuza giden kişi yani sevdiğiniz evlendiğiniz kişi SEX esnasında genellikle size yetersiz gelir... Tadmin olamazsınız...
              Çünkü; kesinlikle daha önceki deneyimlerinizde çok daha tatminkar olduğunuz anlar yaşamış olacaksınız ve eşinizin bu konuda size yetersiz geldiğini düşüneceksiniz... Her ne kadarda aile sıcaklığını o insanda bulmuş olsanızda SEX ihtiyacını dışardan tamamlamaya çalışacaksınız ve buda evliliğiniz esnasında sorunlara yol açacaktır...

              Bu kadar sözün ve yazının üzerine bir kaç sene daha sabredemeyip SEX'i yaşamak istediğinizi düşünüyorsanız eğer karar sizin, önünüzde beklemeniz gereken bir kaç sene... Yada mutsuz olacağınız koca bir ömür...

Tabi istisnalar kaideyi bozmaz hiç bir zaman...


Not: Benden şimdilik size tavsiye manuel takılın bir kaç sene daha. Doğru kişiyi bulduğunuz zaman en doyumsuz anları yaşayacaksınız emin olun...

11 Aralık 2011 Pazar

ADAMSIN BEe... :))

              Geçenlerde öğrencisi olduğum halde çoğu zaman kampüs sınırlarından bile geçmediğim üniversitenin içine girme zahmetinde bulundum...
              Tabi yine kendi isteğimle olmadı... Samimi bir arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine gittim... Ama keşkede gitmeseymişim :) O kadar ısrar ettirmişimki,  yüzsüzlük yaparak akşam 4 civarında okula varmışım... 
              O saatte okulda kim olacaksa?
              Neyse beni çağıran arkadaşlarım vardı bir tek... Onlarda madem çağırdık o kadar, şimdi gidersek ayıp olur diyerekten beklemişler beni... :) Neyse okula gittim arkadaşlarla görüştüm hafiften bir azar işittikten sonra, biraz sohbet biraz muhabbet ve bir iki bardak çay içtikten sonra beni evlerine davet ettiler ve evime gitmeme izin vermediler...
              Klasik bir ev sahibi, misafir edası ile yemekti, çaydı, sohbetti derken nerdeyse sabahı bulmuştu uyumamız... Haliyle uyanma satimizde öğleden sonra 3 civarı idi... Zarzor kalktık, kahvaltı yaptık ( saat 16 te    ne kahvaltısı ise... ) ve ısrarlarım sonucunda tekrardan okula gitme kararı aldık... 
              Evet ısrarı bu kez ben ettim okula gidelim diye...
-Okulu çok sevdiğimden mi?
-HAYIR... 
              Tek sorun hiç bir zaman misafir olduğum evlerden tat alamamışımdır, hep içimde bir sıkılma ve boğuluyorum hissi... Amacım o günüde evde geçirirsek ve saat biraz daha geç olursa beni yine evime göndermeyecekler ve o gecede kendi evlerinde misafir edecekler ve hatta bunun için ısrar bile edeceklerdir...  
              (Arkadaşlarımı çok severim onlardan dolayı gitmeme gibi bir sorun değil bu, dediğim gibi kendimi rahatsız hissediyorum o kadar...)
              Neyse geçte olsa yola çıktık ve okula vardık... Tam okulun girişinde, okulumuzun en uyuz ve bir o kadarda sıcak kanlı kızı ile karşılaştık... O da tam okuldan çıkmak üzereymiş (meğer arkadaş memleketine gidecekmiş... ) Israrlarımız üzerine vede memleketinin çok uzak bir yer olmamasınında etkisiyle bir kaç saat bizimle muhabbet etmesi için razı ettik ve okulun sınırlarından geri içeri girmesini sağladık... Her ne kadarda sivri dilliliğiyle gözleri üzerinde toplasada, sıcak kanlı olması sebebiylede arkadaşlığı konusunda hiç bir eksiği yoktur bu kızın... :)
              Okulun nam-ı diyar TEYÖM cafeteryasının bahçesinde hoş bir sohbet ve muhabbete başladık... Espiriler, makaralar güle eğlene geçti vaktimizin bir bölümü... Memleketine gidecek olan arkadaşımızın telefonu nedeni bilinmez devamlı çalıyor derken... Arayan kişilerin kim olduklarını ve neler söylediklerini öğrendik...
              Meğer hanım efendinin anne ve babası arıyorlar biricik kızlarını...
Sebeb
-Kaçta gelicen?
-Şimdi nerdesin
                        v.s v.s sorular işte...
              (Nede değerli kızınız varmış diyesi geldi insanın bir anda...)
              Neyse ne kadar olmak istemesekte telefon adabından yoksun bu arkadaşımızın yüksek sesle konuşmasından sebeble bütün konuşmalara kulak misafiri olduk... Babası ile konuşurken kırdığı potumu dersin, yoksa '' ya anne, babama söyle beni araba ile otogardan almaya gelirken montumuda getirsin... Şimdi otobüsten inip arabaya giderken üşümeyeyim... LÜTFEN) konuşmasınımı...
               Tam yeter bee kardeşim...
-Bu ne...
-Sen hangi ırktansın...
-Hangi gezegendensin diyecektimki...
              O da ne?
              Telefon konuşmasının arasında AŞURE kelimesi geçti... Ah bee işte bu beni can evimden vurdu... Meğer ben ne kadar da özlemişim o aşureyi... Telefonda adının bile geçmesi bile yetti... Bir an gözümün önüne geldi ve nerdeyse kokusunu bile aldım...
              Tabi dururmuyum, bende aşure istiyorum diye bağırdım... Sanırım annesininde duyduğunu düşünerekten, annesine '' anne bu aşureyi bir kaba felan koyabilirmiyiz, burda bazı arkadaşlar aşure diye bir yerlerini yırtıyorlar...'' dedi.
              (Terbiyesiz yırtıldığını görüryorsun madem, bunu anladıkta annene neden bundan bahsediyorsun... Bırak aramızda kalsın, gördüğün sana yeter daha neden anlatma ihtiyacı duyuyorsun...)
              Neyse annesinin olumlu cevabından sonra ben emelime ulaşmış olucamki, fazla bir ses çıkarmadım bu davranışına ve telefonu kapattı... Sonrasında bazı gerçekleride yüzüne söyleyince sinirinde paçamdan yakaladı, uyuz bir köpek edası ile... Aşıların tam mı felan gibilerinden sorularla kendimi rahatlatmaya çalıştıysamda, yok insanın içi rahat olmuyor... uyuz veya kuduz olma riskine karşın gidip muayene olası geliyor insanın :))
              Güzel arkadaşlar ve hoş bir sohbet esnasında sizlerde bilirsinizki zamanın nasıl geçtiğini anlamayız, bir kaç saat size göre bir kaç dakikada geçmiştir... Arkadaşımız bu geçen saatin farkına vararak daha bilet almadığını ve en geç 7 de otobüse binmesi gerektiğini söyledi ve bunun üzerine okuldan çıktık...
               O gün yalan yok benimde şımarıklığım üzerimdeydi, dilenci taklidi yapmalar... Karşıdan gelen güzel kızlara madem malın var, zekatını ver gibi sapıkca sözler sarf etmeler derken... Bizim uyuz dilenci taklidimi o kadar gerçekçi bulduki sanırım, çıkarıp bana para verme gereksinimi duydu... Her ne kadarda saçmaladığını ve o parayı alamayacağımı sölesemde bir yere kadar dayanabildim... Çünkü: düşündümde o kadar dilendim kardeşim, yüzümün suyunu döktüm o para benim annemin ak sütü kadar helaldi :) Almadımda epey bir vakit, taki ''O'' metroya binip diğer arkadaşlarında cafeye geçelim bir iki bardak birşeyler içelim sözüne kadar... Tam bu metronun içerisine biletini kullanıp girmişken ve merdivenlerden aşağı inerken seslendim...
-Şiişşşttt... 
-Alooooooo...
               Kızım sen babanın yanına gidiyorsun, senin şimdilik paraya ihtiyacın yok, sen o bozuklukları ver bakalım dedim... 
              Ben bundan ''yürü bee kaçırdın sen o fırsatı ilk verdiğimde alacaktın'' demesini beklerken, üşenmeden tekrar yanıma kadar geldi ve cebindeki bütün bozuklukları verdi :))
              ''O'' nu metroya bindirip yolcu ederken bizde arkadaşlarla birlikte mekana geçtik ve bir iki bardak birşeyler içtik ve sohbet ettik... Bu arkadaşlardan da izin alarak en sonunda hasret kaldığım evime, yuvama, sıcak otağıma (her ne kadar doğal gaz ücretinden dolayı sobaları yakamasakta bana göre sıcak ) geldim... Yine monoton günlerime devam etmeye başladım yemek, sigara, çay, bakkal alış verişleri v.s v.s...
              (Arkadaşlarla hoş sohbet ederken nasıl zamanın geçtiğini anlamıyorsak, anlamsızca takılmalarda ve günün büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirmelerde de zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz)
ki...
              Bizim uyuz memleketine gitmişte dönüş yolundaymışşş...
              Haber veriyor AŞUREn yanımda yoldayım getiriyorum diye... Görme abi bendeki sevinci... Aşure len bu borumu? Çoktandır kokusunu alıpta kavuşamadığım yemek... Özlemiştimde hani...
              Neyse dedim bir kaç saate kadar burda.
              İçimden geçiriyorum;
-Vay bee ne sözünün eri kızmış....
-Getiricem dedi aşureyi getiriyormuş bak...
-Harbi delikanlı kızmış felan gibilerinden...
              Neyse getirmiş AŞUREyi ama ne hikmetse kendi evine bile uğramadan önce bir başka yere getirmiş ve AŞUREnin çoğunu başkalarının yemesine izin vermiş...
-Ellerinden zor aldım....
-Sana zor ayırdım...
desede ne yalan söleyim hevesim kursağımda kaldı gibi birşey :))


Ama ne yalan söleyim yinede HELAL OLSUN...
Üşenmeden o kadar yol boyunca AŞUREyi getirdin ya SAĞOLASIN... 
Harbi ADAMSIN BEEE...

9 Aralık 2011 Cuma

UMRUM DIŞI DEMEK İSTİYORUM AMA... NEDENSE YİNEDE ALDIRIŞ ETMEDEN GEÇEMİYORUM :(

              Kimileri kimilerini kardeş gibi sever, kimileri kimilerini bir sevgili edası ile sever ve kimileride kimilerini bir anne baba edası ile sever... SEVMEKTE GÜZEL ŞEYDİR BU ARADA... Bende etrafımdaki insanları nedense genelde sadece bir kardeş edası ile severim, nedeni bilinmez? Bu sorunun cevabınıda nitekim çoğu zaman kendime sordum, sormadımda değil... Kendime verdiğim cevablar her ne kadarda beni tatmin etmesede cevaplarım belliydi... ( Ya aramızdaki mesafelerden dolayı kardeşlerime olan özlemim... Ya bir aile ortamını çoğu zaman yaşayamamanın özlemi... Ya her hangi bir kızın şu ''KAHROLASI'' üniversite ortamında başına en ufak bir şey gelmesin diye uğraşma sebebim...) Ne olduğunu bende tam olarak bilemedim malesef... :(

              Not: kimseyi bir anne yada baba edası ile sevmedim, sevmemde... Annemi daha doyamadan kaybetmemin sebebinden dolayı kimseyi anne edası ile sevmem... Babamıda bir erkek çocuğu olarak hep bir idol olarak seçtiğimden dolayı kimseyi baba edası ile sevmem...
             
              Bir kaç saat önce kardeşim gibi sevdiğim ve çok fazla değer verdiğim bir bayan arkadaşımın öz kız kardeşi tarafından kendimce ağır hakaretlere maruz kaldım... Sebebi ablası ile aramızdaki küçük bir espiri, küçük bir şaka... Neymiş hanım efendi rahatsız oluyormuş bu konudan, tamam anlarım rahatsızlığınıda... Canım, şekerim, güzel kardeşim, senin ablana şu Ankara gibi yavşak şehirde, ''O''kadar yavşak acımasızca davrandıki, sen bile bunların çoğu zaman farkında olmadın... büyük bir derdin varmış edası ile ortalığı bir birine katıp ŞILTAKCILIK yaptın... hiç oturup karşısına adam akıllı sordunmu?

-Abla senin derdin ne?
-Neden bu kadar üzgünsün?
-Etrafındaki insanlara neden YALANCI gülücükler saçıyorsun?

              Hiç ablanın içindeki kanayan yaranın farkına vardın mı?

              Bunları düşünmeden birde bana kalkıp haddin olmayan sözlerde bulunuyorsun... Aklınca büyüklük taslayıp bana ders vermeye çalışıyorsun...

              KİMSE KUSURA BAKMASIN ama bu saatten sonra insanlığı ve/veya adamlığı bir başkasından öğrenecek değilim... Hayatımın her evresinde kendi doğrularımın peşinden koştum ve aldığım kararların arkasında durmayı bildim.... BEDELİ ne olursa olsun...

              Senin o hayal dünyanda halen dünya toz pembe olabilir ve insanların polyannacılık oynayabilir ama, kusura bakma gerçek hayatta herkesin kendine göre ağır bedeller ödediği kararları ve taşıyamayacağı ağir yükleri vardır sırtlarında...

              İnsanların bir başka insanı eleştirme hakkı daima vardır tabiki, bu konuda hiç zaman için sözüm olmaz ve de olamaz... AMA bu eleştirinin dozu kaçarsa ve kasten kaçırılmaya çalışılırsa, eleştireyim derken haddsizlik yapıp hakaret edilirse elbette benim hayatta aldığım kararlar karşısında ödediğim ağır bedeller olduğu gibi, ''O'' kişide bu hakareti karşısında Ağır bedeli öder...

              Ben eğlenmeye düşkün biri olarak görünebilirim... Gülmek ve güldürmek için şekilden şekile girip şebeklik yapabilirim... Ama unutulmaması gereken birşey varki bende ağır bedeller ödedim benimde içimde halen sızlayan yaralarım var...

              Kimi zaman geçmişte yaptığım hataları zamanı geri alıp düzeltemediğim ve bundan dolayı ağır vicdan azabı çektiğim için bir nebze olsun unutmak pahasına SAHTE gülücükler bende saçıyorum... Ve kırdığım kalplerin üzerimden ahını alması için herkesin yüzünü güldürmeye elimden geldiğimce yardım etmeye çalışıyorum...

              BELKİDE HERKESİ BİR KARDEŞ EDASI İLE SEVMEMİN ANA NEDENİ BUDUR...

              Bilemiyorum ama... Bildiğim bir şey var ÖZÜR DİLERİM hata bende... Eskiden kalma bir rahatsızlığım var SENİN GİBİ HER GÖRDÜĞÜMÜ İNSAN SANIYORUM... özür dilerim...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Burnum Akıyor Diyerekten Aldırmadım, Öksürdüm Sigaradan Dedim Umursamadım. Yatağa Düştüm En Sonunda İşten Atıldım... :)

Yok Böyle Birşey  Ya... öğrencilik zamanında paranın her zaman yetersiz geldiğini derin bir tecrübe sonunda öğrenmiş olan ben, en sonunda bir işe başlayayımda bütçeyi daha fazla tavan yapayım derdi ile allah'ın s.ktir ettiği dağ başında bir işyerinde ameleliğe başladım (cnc makine oparatörlüğü)... ilk başlarda kafamın doğrusuna takıldığım işte, inanılmaz derecede zevk almaya başladım nedense :) sanırım yol parası ve sigaradan başka bir giderimin olmamasından kaynaklanıyordu... (not: sosyal yaşam otomatikmen bitiyor zaten) tabi aldığım paralarında bunda katkısı yok demek yalan söylemekle eş değer olurdu sanırım... ortamında sıcak kanlı çalışanlarınında etkisiyle artı vurdum duymaz bir patronda var tabi... kim işe gelmiş kim gelmemiş. kim çalışmış kim çalışmamış, umrunda değil adamın :) iş yeri gün geçtikce daha içime işler ve kafama yatar olmuştu... Ve nasıl olduysa bir gün burnum akmaya başladı ( genelde bende böyle biyolojik sorunlar olmaz)... burun akmasını sorun etmeyerek işe gitmeye devam ettim. hoş sorun etsem ne? işe başlayalı 20 günden fazla olduğu halde adamlar ottan boktan sebebler ile sigortamı başlatmamışlardı... nereye gideceksin hastaneye gitsenki ne? ne kadar devletinde olsa kıyafetinle girdiğin hastane kapısından bir tek üzerinde donun kalarak çıkacaksın nerdeyse... bu yüzden de pek umursamadım sanırım... neyse işe gitmeye devam ettim, bir kaç gün sonra bu burun akıntıları, ilerleyerek öksürükte eşlik etmeye başladı... sanki bana trt müzik korosu, bazen tiz seslere dokunulsada sorun yok, dinleyenleri yeteri derecede rahatsız ediyor... bununa umursamadım, nede olsa halen iş yerindeki vurdum duymaz patron bozuntusu siğorta başlangıcımı yapmamıştı... neyse dedik sorun değil, okulda derslerim var bahanesi ile bir kaç gün işe gitmem evde dinlenirim dedim ki, dediğimide yaptım... ana oda ne bir telefon (ÇOK DEĞER VERDİĞİM BİR ABİMDEN) '' T-REKS SEN OKULA DA İŞEDE GİTMİYORMUŞSUN'' etkili bir sözdü ve gerekli bir cevap vermem lazımdı... hastaydım budan dolayı gitmiyorum... ''iyi hoş gitmiyorsunda ara sorbakalım bir daha gidebilecekmisin?'' ne şimdi bu diye düşünmeden edemiyor insan, acaba iştenmi kovuldum? sonra merakım geçti işten kovulmamışım... gencin biri benim yapmak isteyipte yapamadığım bir şeyi yapmış. iş yerini yakmış sobayı yakmaya çalışırken (not: 800 m2 iş yeri g.t kadar kömür sobası ile ısınmıyor ama yinede bir heves bizdeki) neyse ben bunu duyduktan sonra saygı değer abime saygılarımı sunup iş yerini aradım ayrıntıları ile yangın olayını öğrendim ve bir gün sonra sabah o dağ başına gittim... çocukken söylediğimiz; dağ nerde? yandı, bitti, kül oldu... tabiri kanıtlanmış meğer... iş yeri resmen kömürden bir hal almış, ve sonra şirketin yetkili mercilerinden biri (kısaca s.kik bir müdür bozuntusu) beyler tekrardan eski haline el birliği ile getireceğiz sözü ile çalışmaya başladık... (el birliği ile sözü ben emredicem siz yapacaksınız anlamı taşıyormuş) o gün elimizden geldiği kadar temizledik ve tabiki benim öksürük ve burun akıntılarım daha fazla şiddetini artırmaya başladı... köpek gibi bir çalışmadan sonra akşamı etmiş bulunduk. bir ertesi günün pazar olmasından dolayı piyango bana vurdu... adamlar hasta olduğumu sanki unutmuş gibi t-reks sen iki gündür gelmiyorsun, millet kaç gündür yoruldu yarın yardıma sen gel dediler...  eyw. sözcüğünden başka bir kelime çıkmadı dilimden her nedense? pazar günü sabahın köründe kalktım... baktım kargalar daha yeni kahvaltı salonuna gidiyorlar... o derece yani. iş yerine gittim, kıyafetlerimi değiştirdim ve başladık temizliğe (tek amele tabi o gün benim.) emrettiler ''iş yerinin tabanını yıkayalım diye'' (emrettiler diyorum yıkayalım kelimesi burda mecazi anlamda yani kısaca sen yıka demek.) yıkamaya başladım yerler göl kah elimde fırça, kah çekpas. tabi üstüm başım sırıl sıklam... akşama kadar sudan çıkmış balığa döndüm... akşamı buldum nihayet ve çıktım eve geldim... hastalık aldı başını ilerledi tabi... bir hayır severde bulamadım bir sıcak çorba vermesi için...o gün ve ertesi gün evde yatarak geçirdim saatlerimi... bir sonraki gün telefonda etkili bir mesaj... iş yerinden sevdiğim bir abim yazmış '' t-reks abim geçmiş olsun, yavşak müdür seni patrona ispiyonlamış işe gelmiyor felan diye, patronda bir daha da gelmesin demiş''... İnsan bu mesaj'a gülermi ağlarmı şimdi... Sözün özü: sen didin çalış, hasta hasta git emek sarf et. adamın s.kinde bile olmadan bir daha gelmesin diyor... ben yerim böyle adaleti ama, boş ver şimdilik soğuk nevalelerden almayım, grip daha kötüye gitmesin :))